Yazılarıma Yeni Sitemde Devam Ediyorum !!!

www.ailecekgeziyoruz.com

Sizlere daha derli toplu bir ortamda,daha fazla içerik sunabilmek ,daha fazla fotograf yükleyebilmek ve daha interaktif bir ortamda paylaşımlarda bulunmak üzere taşındım:)

Dedeağaç burada paylaştığım son yazım oldu..Yeni geziler ve yeni yazılar için ailecek geziyoruz’a davetlisiniz..

 

Sloganımız aynı; 

”  Dünyayı Çocuklarınla Keşfet !!!   ”

 

 

Reklamlar

Haftasonu Dedeağaç-13 Aralık 2014

Daha önce hiç Yunanistan’a gitmemiştim.Yakın olana nasıl olsa bir gün gidilir diye mi düşündüm bilmiyorum ama Yunanistan’a gitmek konusunda özel bir motivasyonum da olmamıştı.Ateş geçtiğimiz yıl bir haftasonu, cuma gününü de izin alarak 3 gün için arkadaşları ile gitmişti.Dedeağaç ve Kavala’yı gezdiler.Dönüşte nefis Kavala kurabiyeleri getirdi ve özellikle deniz ürünlerini anlata anlata bitiremedi.

Cumartesi sabah 7 de evden çıktık.Yol üzerinde ilk Silivri’ye uğrayarak çocukları babanelerine bıraktık.Bloğumun kuruluş amacı çocukla gezmeyi özendirmek ama okul zamanı bir gün için çocukla onca yol çok kolay değil.Efe’nin dersleri ,Ela’nın da araba yolculuğunda miğde bulantısı gibi faktörler nedeni ile bu gezide çocuksuzduk.Önce Tekirdağ’da Melih Öge Tekirdağ köftecisine uğradık.Burası, benzin istasyonunun yanında,sabah kahvaltısında kavurmalı yumurtası ve işkembe-paça çorbası çok güzel olan bir yer.Daha önce Çanakkale seyahatimizde de aynı yerde kahvaltımızı etmiştik.Bilge ve ben güzel bir menemen ,Ateş ise kavurmalı yumurta ve işkembe çorbası ile kahvaltımızı yaptık.Kahvaltının ardından yola devam ettik.İpsala sınır kapısından Yunanistan’a girdikten sonra Dedeağaç yaklaşık 40 km.Komşuda güneşli bir hava bizi karşıladı.Daha otele girmeden sahil tarafına yöneldik.Arabamızı park ettiğimiz gibi caddeyi gezmeye başladık.

IMG_0905
sahile paralel ana cadde
IMG_0910
sahildeki fener
IMG_0912
sahil şeridi,yürüyüş yolu,caddenin diğer tarafında da tavernalar.

Dedeağaç,meşhur fenerin de bulunduğu denize paralel sahil şeridi ve onun iç paralelindeki dükkanların ve cafelerin olduğu ana caddeden oluşuyor.Hayat bu iki caddede akıyor.İç kısımdaki caddeden sahile inen dar sokaklarda ise bir sürü cafe ve bar mevcut.Her birinin önüne masaları çıkartmışlar,elektrikli sobalar dışarıda ve hepsi cıvıl cıvıl.Yazın nasıl olduğunu tahmin edebiliyorum.Cafelerin masaları da kaldırıma taşmış.İnsanlar gayet süslü,kadınlar şık bakımlı.Fiyatlar çok ucuz.Bir espresso 1 euro.Yanında bardağınız boşaldıkça doldurdukları sular ve bir tabak içinde gelen kurabiyeler ve kekler de cabası.4 kişi 7-8 euro’ya masadan kalkıyorsunuz.Avrupa’nın genelinde olduğu gibi mağazalar öğlen kapalı.Bazılarının kapısında ise 17.00 de  açacağına dair not vardı.Kahvelerimizi içip sahil şeridinde dolaştıktan sonra otelimize devam ettik.Bu arada sahil tarafındaki caddede bir çok balık restorantı ve tavernalar var.Her biri birbirine benziyor.İnternette okuduğum kadarı ile de her biri ucuz ve çok lezzetli.

Otele eşyalarımızı bıraktıktan sonra Ayayorgi tarafına doğru gittik.Burada St.George’s Taverna (tavern of agios georgios) adlı mekanda öğle yemeğimizi yedik.

IMG_0917

Daha önce Ateş gelmiş ve çok beğenmiş.Gerçekten de yemekleri muhteşemdi.Zeytinliklerin arasından ince bir yoldan denize doğru gittiğinizde sahile varmadan taverna karşınıza çıkıyor.Tam denize karşı ve manzarası doğal olarak müthiş.

IMG_0928
giriş kapısı,yazın verandasında oturuluyor.
IMG_0920
ekmekler fırından masaya.
IMG_0924
manzara müthiş

İçinde bir taş fırın var.Ekmekler sıcacık fırından çıkmış bir şekilde masaya geliyor.Yeni yıl öncesi mekanı çok da keyifli bir şekilde süslemişlerdi.Biz deniz mahsullü rizotto,ızgara talagan peyniri,ızgara mantar,ahtapot,ıspanak salatası,domatesli kalamar,arpa şehriyeye benzeyen domatesli bir çeşit pilav yedik.

IMG_0933

Her biri birbirinden lezzetliydi.Yemeklerin ardından gelen,çukulatalı ıslak kek ve mozaik pastadan oluşan tatlı tabağı da muhteşemdi.

Yemekten sonra otelimize geldik.Otelimizin adı Astir Egnatia,denize sıfır ve aynı zamanda şehir merkezine de yürüyüş mesafesinde.

IMG_0916
odamızın balkonundan deniz manzarası

Otel, Astir ve Egnatia olmak üzere 2 kısımdan oluşuyor.Otelin hemen yanında çamlık bir alan var.Burada ve sahil şeridinde spor yapılabilir.Odalar eski ama 1 gece kalınacak bir yerde çok da önemli değil bence.Genel olarak temiz ve kahvaltısı da çok seçenekli.

IMG_0915
otelin lobisi akşam sohbetleri için keyifli

Eşyalarımızı bıraktıktan sonra Ateş yemek sonrası dinlenmek ve kitap okumak için odasına çekildi.Biz ise Dedeağaç’ı biraz daha keşfedelim diye sokak aralarına daldık.Ne bulduk derseniz hemen söyleyeyim.Hiç bir şey:) Bizim Kumburgaz,Selimpaşa gibi yazlık yerlerimiz kıvamında.Evler genel olarak kocaman balkonlu.Ama hepsi apartman şeklinde.Çoğunun dış cephesi de eskimiş,boyaları dökülmüş.Albenisi olan bir yer değil.Ama söz konusu yemek ve İstanbul’a yakınlık olunca mutlaka haftasonu uğranmalı bence..Sahilde bir feribot iskelesi vardı.Buradan Yunan Adalarına geçiş mümkün.Hatta Çanakkale’den de buraya feribot ile de gelinebilir.

IMG_0948
yeni yıl panayırı

IMG_0947

Sahilin bir iç paralelindeki ana caddede noel panayırı gibi bir etkinlik alanı kurulmuştu.Orkestra hazırlık yapıyordu,ağaçlar yeni yıl süsleri ile süslenmişti.Minik bir lunapark gibi çocuklar için oyuncaklar yerleştiriliyorduAkşam burada bir eğlence olacağını tahmin etmek zor olmadı.

Yine bir cafede latte,çay vs içerek otele döndük.

IMG_0981

Odamızda biraz sohbet muhabbet.Aslında akşam yemeğine acıkabilmek için vakit geçirdik desem yalan olmaz.Otelin  internet bağlantısı odalarda güzel çekmiyor.Ama lobide sorun yok.Akşam yemeği için tercihimiz panayır yerinin hemen yanındaki sokaklardan birinde olan Nisiotiko oldu.Özellikle kapısını çok güzel süslemişler.İçerisinin ortamı da gayet sıcak ve sade..Yunan salatası,kabak kızartma,kuru cacık,füme uskumru,deniz mahsullü pilav….ve adını hatırlayamadığım başka şeyler…Genel olarak çok lezzetliydi.4 kişi 70 euro hesap ödedik.Sonra  bu kadar yemeğe karabasan görmemek için soğuğa rağmen yürüyüş yaptık..

IMG_0967
Evli ve iki çocuklu bir adama asılırken:)
IMG_0964
bu kapıdan girmek bile pozitif enerji ile dolmaya yeter..

IMG_0966

PAZAR

Pazar günü kahvaltımızın hemen ardından otelden ayrıldık.Çıkışta freeshop’a uğradık.Yunan tarafında bizimkine kıyasla daha fazla çeşit var.Tekirdağ’da Bilge’nin tavsiyesi ile Ünal Peynircilik’de durduk ve çeşit çeşit peynir aldık.Bu kadar çok peyniri bir arada görünce kafam durdu.Özellikle dil peyniri harikaydı.Dil peynirli tostunu da kesinlikle tavsiye ederim.

IMG_0974

Tekirdağ’a vardığımızda öğlen olmuştu ve ”Meşhur Kardeşler Köftecisi”’nde bir yemek molası verdik..Sonrası klasik…İstanbul ‘da bir pazar günü  TEM ve köprü trafiği….

Dedeağaç’a gitmenizi tavsiye ediyorum.Yazın gitmek mutlaka daha eğlenceli ve hareketli olacaktır.Üstelik denizden de faydalanma imkanınız olur.Belki feribot seferleri ile yakın adalara geçilebilir.Ama kışın bile özellikle st George’s Taverna’da yemek yemek ve ortamın keyfine varmak için gidilebilir..

 

 

 

6 Aralık 2014 Bodrum

Gümbet’ te sahilde oturmuş dalgaların sesini dinliyorum.Ve ilk defa bir yazımı online yazıyorum.Fotoğraf koyacağım elbet,ama size yine de anlatmak istiyorum.Çünkü bana göre insan, kendi duygularını en iyi şekilde yazı ile ifade edebilir.Yapılan bir sanat eseri (sanat eseri abartılı bir laf olduysa düzeltiyorum) yani üretilen her ne ise(bir resim,bir heykel,bir fotoğraf yada herhangi bir obje)üretenin elinden çıktıktan sonra, kişiye verdiği duygu,ona bakana,satın alana hissettirdiğidir.Yani diyeceğim şu ki,buraya koyacağım en iyi fotoğraf bile hislerimi anlatmak konusunda kelimelerimden daha güçlü olamaz..O fotoğraf artık benim hissedip çektiğim duygudan sıyrılmış,sizin bakıp gördüğünüz ve bu gördüğünüz karşısında  hissettiğiniz olmuştur.

IMG_0017

Önümdeki kumsalın bir kısmı ıslak nemli ve koyu renk ,bir kısmı yazdan kalma gibi pırıl pırıl.Hemen dibinde başlayan deniz ise 3-4 rengi içinde barındırıyor.

IMG_0002Bodrum aslında sizler İstanbul’dayken güzelmiş.Yada ben bu aralar kalabalıktan çok sıkılmış olabilirim.Doğanın sesini ne kadar az dinleyebiliyoruz orada..Daha çok trafiğin sesi,egzos kokusu,kalabalıkların restorantlarda çıkardığı uğultu.Telefon sesi..Telefonumun sesine hafta sonu  dayanamadığımı daha önce yazmışmıydım?Genelde haftasonu telefonumun sesi hep kısıkda.Acil bir konu olsa  nasıl olsa bir şekilde bana ulaşabilirler diye düşünüyorum..Nerde kalmıştım,oturduğum masa kumların üzerinde.Yanımdaki masada iki bayan havanın serinliği ile paralel iki bira söyledi.Ben ise sıcak çayımı yudumluyorum.

4 yıldır yaz aylarında Era Yelken’e giden Efe’yi ,Era’daki hocası bu yıl kış antremanlarına davet etti.Bu konu ilk gündeme geldiğinde ne yalan söyliyeyim çok da ciddiye almadım.Nasıl gideriz,hafta sonu zaten bin tane aktivitesi var çocukların  diye düşünürken kış geldi..Kasım sonu gibi Serkan hocadan gelen mesaj ”yaa bi denesek mi ”diye düşünmemizi sağladı.Efe’de futbolu ekme pahasına yelken işine sıcak bakınca biletleri aldım.

Ela’cık babası ile kaldı,biz ise oğlum ile sabah 6.20 uçağı ile Bodrum’un yolunu tuttuk.Bodrum Çarşı Şubesi Müdürümüz sevgili Çetin, bizi havaalanından karşıladı.İçmeler’deki yelken klübe götürdü.Sabahın 9’unda oradaydık.10 gibi diğer çocuklar geldi.

IMG_0005Bu kadar uzun sürecek şekilde neye hazırlandılar tam emin değilim ama denize açılmaları saat 12’yi buldu.İpler bağlandı,içindeki su boşaltıldı.Yelkenler takıldı,kumanya molası verildi.Ve nihayet beyaz kelebekler denize açıldı.

IMG_0020

IMG_0009

IMG_0006

IMG_0034

Bir süre tramola atarak turladılar.Sonrasında daha hızlı ve koçluk yapacak düzeyde olanlar öne,onlara göre daha yavaş olanlarda arkaya geçip ikili eşleştiler ve teknelerini bir ip ile birbirlerine bağlayarak yola koyuldular..Serkan hoca ,ipler gerilmeyecek diye bağırdı.İpin gerilmesi demek, arkadaki yelkencinin yavaş gitmesi demekti.

IMG_0013

Ben onları izleyip Serkan hoca ile de sohbet ederken yanıma başka bir arkadaş geldi.Dünya tatlısı bir köpecik,iskelede yanıma sokuldu ve güneş keyfi yapmaya başladı.Ancak köpek ile keyfimiz kısa sürdü.

IMG_0015

IMG_0014

Çocukların  malzemelerini taşıyan minibüs Gümbet’e gitmek üzere yola çıkıyordu.Köpek ile vedalaşıp hemen minibüse atladım.Gümbet de Era’nın yeri denizin hemen dibinde ve Baba Hotel ‘in yanındaydı.İşte yukarıdaki girizgah o ortamda yazılmaya başladı.Gökyüzü pırıl pırıldı.Hava sıcacık.Ama öyle bir sıcak ki güneş varken pamuk bir yorganın altındaymışcasına mutlu ediyor,bulutlar çıkınca ılık bir kış gecesi pike ile yatmak kadar rahatsız ediyor.Çayımın yanına bir omlet sipariş ettim.Bilgisayarımı da açtım.

IMG_0018

Sonra birden gözlerim karşımdaki denize,parlak kumlara,neşe ile oynayan köpeklere takıldı.”Yaa kaldır kafanı etrafını  seyret” dedim kendime.. Derin derin nefes aldım.Oksijeni hiç bırakmayacakmış gibi içime çektim.Bayağı bir süre orada oturdum.Sonra yüzüme yağmur damlaları düşünce ikizler burcunun karamsal,kuruntulu,tedirgin yanı devreye girdi.Eyvah yağmur çok yağarsa,Efe ıslanacak,rüzgar sertleşirse,optimist devrilirse,ıslanıp üşürse….Geldikleri yol aslında Efe’nin bugüne kadar seyir yaptığı en uzun yol ve en uzun zamandı.İki koy geçerek Gümbet’e geleceklerdi.Nitekim gelmeleri 1 saat sürdü. Ben vesveselerimle boğuşurken ufuktan beyaz kelebekler gözüktü.Bize doğru yaklaştıkça hocanın motorunun arkasına bağlı bir tekne ve içinde bir çocuk olduğunu seçtim.İşte dedim Efe,bu O..Düştü sanırım..Üşüdü mü acaba?Tekneler yaklaştığında baktım ki grubun en minik kız çocuğu yorulduğu için motora binmiş ve Efe fırtına gibi kıyıya geliyor..Onu görmenin getirdiği rahatlama ile kendime bir Türk Kahvesi söyledim.Saat 16.00’e geliyordu.Balıkçılar kıyıya paralel sıra sıra oltalar koymuşlardı.

IMG_0022

Sahilde bir tenekenin içinde odunlar tutuşturulmuştu.Sanırım tutacaklarına inandıkları balık için ateş şimdiden yakılıyordu.”İnanmak başarmanın yarısı” lafına güzel bir örnek.Nitekim kocaman bir çupra ve büyücek bir ahtapot akşamlarının menüsünü oluşturmak üzere oltaya geldi.

IMG_0003

Kıyıya yürüdüm.Denize bakıp ,batan güneşe ve gökyüzünün muhteşem renklerine dalarak bolca dua ettim.En çok da şükrettim.Köpekler yine yanıma geldi.Birini sevince ötekiler daha çok sokulmaya başladı.Sevgi ne kadar kuvvetli bir duygu.Canlıların su kadar temel ihtiyacı..

Karaya çıktıktan sonra çocuklar için işin sorumluluk kısmı başladı.Tekneler tatlı suyla yıkandı,içlerindeki su boşaltıldı,yelkenler söküldü.İşi biten diğer arkadaşlarına yardım etti.Sonra baktım çılgın çocuklar denize atlayıp oyun oynamaya başladılar.Hoca hepsini karaya çağırdı.Efe’yi soyup kuru giysilerini giydirdim.Hepsi günün analizini yapmak üzere toplantıya geçtiler.Efe ‘de hiç itiraz etmeden dersliğe gitti.O gün ne hatalar yapıldı,rüzgar nasıl esiyordu,rüzgara göre nasıl yol aldılar gibi teknik konular..Saat beş gibi Efe yanıma neşe ile geldi.”Anne, Serkan hoca herkesin yanında, İstanbul’dan buraya kadar yelken yapmak üzere  geldiğim için bana teşekkür etti” dedi.Bu teşekkür onu çok gururlandırmıştı.Bir gofret yedi.Otele gidene kadar bana  yolculuğu anlattı.Bir ara yağmur çok yağar diye tedirgin olmuş,elleri ipleri tutmaktan çok acımış çünkü antremansızmış,hiç üşümemiş,yarım saat kadar teknede dinlenmiş ama hemen ardından yeniden kullanmak istediğini söyleyerek hocasından izin almış..Bütün bunları heves ile anlattı.Sabah 5 te kalkıp,uyumadan onca yolu gelen,10 dan beri tekne ile haşır neşir olup 4 saat tekneyi kullanan çocukta olması gereken  yorgunluktan eser yoktu.Taaki ben,” otelde ders çalışmamız lazım annecim” diyinceye kadar.”yorgunum anneeee” vızltısı işte o an başladı..

Biz de fazla oyalanmadan Sünger Pizza’ya akşam yemeğine gittik.Ardından günün ödülü olarak Bitez Dondurmacısına uğradık.

IMG_0029

Ve doğru otelimize.Lobide çıtır çıtır yanan şömine bizi karşıladı.Islak deniz kıyafetlerini önüne astık.

IMG_0030

Sonra kendimizi evimizde hissettiren kocaman masaya geçtik ve Efe ödevlerine bense bu okuduğunuz notlarıma başladım.

IMG_0031

Ödevler bitti ve kahraman oğlum yanımda mışıl mışıl bir uykuya daldı.

IMG_0032

Evde olsak,”ctesi günü ben 21.30 da neden yatayım”diye bizimle tartışmaya başlardı.21.30 da kendi kendine uykuya dalmak,sporun,temiz havanın,duygusal açıdan  tatmin olarak geçirilmiş bir günün sonucu.

Çocukları kurallara boğmak yerine aslında yapmamız gereken şey basit.Doğa ile mücadele edeceği,doğa ile bütünleşeceği ve doğaya uyumlu gideceği bir yaşam sağlamak.Bunun içine tabiki bilgisayar oyunları da girecek.Öteki türlüsü,içinde bulunduğu arkadaş grubu ve hayatlarının rutin akışına ters.Ama spor ve doğa baskın olunca zaten diğerine ister istemez sınırlı zaman kalıyor.

Hepimizin ihtiyaç duyduğu şey aslında daha sade bir hayat değil mi?

Bir kısmınız merak ediyordur.İstanbul’da yelken yapılacak yerler varken  neden Bodrum’a gidiyorsunuz diye.Efe’nin İstanbul’da yelken yapmakla ilgili deneyimleri de oldu.Hem Florya’da hem Fenerbahçe’de.Ama devam etmek  istemedi.

Şimdi düşününce sebebini anlıyorum.Orada eksik olan şeylerden en önemlisi,sade bir doğaydı.Kirli bir denizde,binaların ve tankerlerin ve çöplerin arasında ancak tedirgin olursunuz.Diğeri de işini sadece yelken öğretmek olarak görmeyen,onlara sorumluluk alma bilincini, yardımlaşma, dayanışma ,birbirini ezmeden de birbiri ile yarışılabileceğini öğreten bilinçli bir öğretmendi.Serkan hoca Bodrum’lu bu güzel çocuklar için bir şans.Çocuklar ondan hayata dair çok güzel bilgileri,nasihat yolu ile değil yaşayarak alıyorlar.

Günün sonuna geldim.İnşallah yarın da bu şekilde güzel geçecek ve biz yarın akşam evimize döneceğiz.Kaldığımız yerden istanbul’daki rutinlerimizin içine gireceğiz.

Bu haftasonunun keyfini yazım ile size de az da olsa hissettirebildiysem ne mutlu bana.

Sevgi ile..

IMG_0007

 

Kuzey İtalya-Mayıs 2013

2012 yılında bir akşam bizim evde toplanmıştık.Uçak biletini o akşam aldığımıza göre Aralık ayı olmalı.Çünkü her yıl Mayıs ayında yaptığımız gezinin biletini bir  önceki yıl Aralık ayında alırız.Konuşurken,önümüzdeki yıl nereye gitsek geyiği açıldı.Sinem bilgisayardan Pegasus’a girdi.”-Hocam Bologna bileti çok ucuz” dedi.Bologna nerede ?, oraya gidersek nasıl bir yol planı olur falan derken güzergah çorap söküğü gibi beliriverdi.Bologna’ya iner inmez araba kiralayacaktık.Akşam Siena’da kalacaktık ve yol üzerinde üzüm bağları ile meşhur Monteriggioni’yi görecektik.Ertesi gün Pisa kulesine uğradıktan  sonra Cinque Terre,Konaklama La Spezia.3.gün Santa Margherita ve Portofino’yu görüp Milano ve akşama doğru Como gülü..4.Gün ise Verona ile güne başlayarak ,Garda Gölü,Lazise,Sirmione,Bardolino..Akşam Venedik .Ertesi gün Bologna ve istanbul’a dönüş..

IMG_0304
Cinque Terre

Bu gezi bizim en yoğun programlı gezimiz oldu.En fazla km ‘yi bu gezide yaptık.Ama öyle bir arabamız vardı ki gezinin toplam maliyetinin yarısını lüks arabamız Volvo oluşturdu.İnci Koç Holding’de çalıştığı için, araba kiralama işini genelde Avis’den yapıyoruz.Ben önceki yıllardaki gibi tek şöför olmak istemedim.Çünkü bu durum gerçekten ciddi yorgunluk sebebi.Bu nedenle otomatik vitesli araç kiraladık ve 2 şöför olarak ücret ödedik.İtalya’da otomatik vitesli araçlar genelde üst segmentte sayıldığı için bize muhteşem bir V8O geldi.Arabaya binince Gamze direkt,otelleri iptal edin madem bu kadar para verdik gece de arabada yatarız dedi 🙂 Araba zaten kalacağımız otellerden bile daha konforluydu:)

IMG_0336

İtalya’ya ilişkin bir iki sözüm olacak.İtalya benim yurt dışı seyahatlerimde en fazla gittiğim ülke.Bu bloğu yazmaya başlamadan önceki döneme ait, arşivimde çok  fazla gezi var..Ama onların fotolarını bir ara bulmam ve hafızayı güncellemem lazım.Bu nedenle bir çoğu henüz bloğa geçmemiş geziler..Çocuklarımızla birlikte yaptığımız bir Garda Gölü gezisi var ki onu ne yapıp edip önümüzdeki günlerde buraya yazacağım.

İtalya’da en  popüler göl Como Gölü’dür değil mi?Çoğunuz George Clooney’nin evi  nedeni ile  bol bol Como gölü fotografları görmüşsünüzdür.Bunun uyandırdığı merak ve ilgi ile belki de kalkıp gitmişsinizdir.Ben ikisine de gitmiş biri olarak diyorum ki doğa,huzur,iyi fotograf,güzel restorantlar,sessizlik gibi beklentileriniz varsa doğru adres Garda Gölü..Üstelik çocuklu aileler sizin için de Gardaland var..Biz Gardaland’de 3 gün geçirmiştik ve euro disneyden daha çok eğlendik.Garda Gölü ve çevresinde bir hafta tatil yaptık.Bunu mutlaka yazacağım.Ve merak ederek ilham alıp gidenler emin olun çok mutlu ayrılacaksınız..

Bologna-Monteriggioni-Siena

1.Gün

Bologna havalimanına indik ve kiralık arabamıza yayıldığımız gibi Siena’ya doğru yola çıktık.Yol üzerinde üzüm bağları ile meşhur bir köy olan Monteriggioni var ve oraya uğradık.Bolongna’yı gezmedik bile.Hem vakit yoktu hem de İstanbul’da yaptığımız ön araştırmada kimsenin ilgisini çekmedi.Ama benim sizinle paylaşmak istediğim bir iki bilgi var.Bologna, Kızıl Şehir diye anılır ve ismini evlerin kızıl çatısından almıştır.İtalyanların meşhur bolonez sosunun doğduğu şehirdir.Üniversitesi ile meşhurdur.Bologna Ünv.sitesi Dante,Erasmus,Kopernik gibi önemli isimleri yetiştiren okuldur.Katedrali,Neptün meydanı,çeşmesi,Maggiore Meydanı ,1336 yılında inşa edilmiş belediye binası olan Palazzo Daccursio,bazilikası,arkeoloji müzesi,ikiz kuleleri (le due torri) ile  görmek isteyeceğiniz yerler arasında olabilir.

Gelelim Monteriggioni’ye..

IMG_0325

IMG_0326

Bologna havalimanına 160 km mesafedeydi.Burası çok iyi korunmuş bir Ortaçağ kasabası.Küçücük bir yer.Kilisesi,kalesi,minik bir kaç cafesi ve restorantı var.Ayrıca yöreye ait şarapların satıldığı bir dükkan ve yine yöreye ait zeytinyağı ve sabunların satıldığı küçük butikler var.Köy,15 dakika içinde tüm bu dükkanları  dolaşıp bir aşağı bir yukarı her tarafını gezebileceğiniz kadar küçük.Meydandaki şirin cafelerden birinde İtalyan lezzetlerine giriş yapıp  nefis bir bruschetta yedik.Köyün girişinde arabayı bırakabileceğiniz büyük bir otopark var.Oradan köyün içine yürüyerek çıkılıyor.Araba ile  giriş yasak.

IMG_0324
Köyde bulduğumuz kilise.Ama neden bu kadar çok güldüğümüzü hatırlamıyorum:)

Siena,

Bu gezdiğimiz köye yaklaşık 30 km mesafedeydi.Bu bölge Toskana olarak geçiyor.Tarihi şehir merkezi Plazza del Campo meydanı ve daracık sokaklar bu meydanda birleşiyor.Siena’nın tarihi şehir merkezi,Unesco Dünya KültürMirası listesinde.Binalar hep kırmızı tuğladan yapılmış.Biz önce otelimizi bulduk.Şehrin meydanına yürüme mesafesinde bir oteldi burası.Arabayı bıraktığımız gibi şehri gezmek üzere kendimizi dar sokaklarına bıraktık.Sokakların arasından birden plazza del campo’ya  çıktık.Meydan dairenin merkezine doğru meyilli.Temmuz ve Ağustos aylarında burada at yarışı oyunları düzenleniyor.Aslında bu bir festival.Palio Festivali.Tarihleri 2 temmuz ve 16 ağustos.Yarışlar sırasında seyirciler meydanın içinde ,atlar ise çevresindeki çemberde oluyor.Yani at yarışı,ortada toplanmış olan seyircilerin etrafında  yapılıyor.Meydanın çevresi kafelerle çevrili.Bizde birine oturup pizza ve spagetti sipariş ettik.Yemekten sonra şehrin içinde dolaştık.

IMG_0327
gece sokaklarda dolaşırken burada dondurma yedik.Sinem’i gülmekten ağlatan ne oldu acaba?

Gece gençler eğlence yerlerini doldurmuş,barların çevresinde sokaklara yayılmışlardı.Bizim için bu kadar eğlence ve gece keyfi yeter diyerek otele döndük.Otelimiz yaşlı bir karı kocanın işlettiği şirin bir yerdi.Evin salonuna benzeyen lobide biraz sohbet edip yattık..

ITALY-HORSE RACING-PALIO
palio festivalinden bir görüntü
IMG_0539
Plazza Del Campo

IMG_0549

IMG_0552

IMG_0331
Gamze ile Siena Sokaklarında..

Pisa-Cinque Terre-La Spezia

2.Gün’e Günaydın

PISA

Yaşlı karı koca bize güzel bir kahvaltı hazırladı.Sadece zeytinyağına ekmek batırıp yiyerek bile kahvaltı edebilirdik.Haritaları masaya kocaman açıp onlardan da yardım alarak günün yol planını hazırladık.İlk hedefimiz Pisa kulesini görmekti.Pisa kulesinin bulunduğu yer Siena’ya 130 km uzaklıkta.Yol da gayet güzel.

IMG_0553
Gamze’nin objektifinden nefis bir fotograf

Her yer upuzun yemyeşil çim alan.Meydanın adı,Mucizeler Meydanı.1173 yılında kulenin  inşaa sına başlanıyor,iki katı bitip üçüncüye sıra geldiğinde, yani yıl 1178 de, kule eğilmeye başlıyor.Bunun sebebi ise kulenin üzerine oturduğu zeminin yapısı.Yapılan kurtarma çalışmaları sayesinde 1838 yılındaki eğime geri gelmesi sağlanmış.Bu hali ile 300 yıl daha eğilmeden kalacağı tahmin edilmekte.

IMG_0329

Katedrali,kuleyi,vaftizhaneyi gezdik.Aldığımız bilet bunların hepsini kapsıyordu.Kuleye çıkmak için yaklaşık 45 dak. bekledik.30 kişilik gruplar halinde alıyorlar.

CINQUE TERRE

Pisa’ya yaklaşık 130-150 km arası bir mesafede olan bu muhteşem yer,5 köyden oluşmaktadır.

IMG_0540

Monterosso al Mare,Vernazza,Corniglia,Manarola ve Riomaggiore bu köylerin isimleri.Bu bölge de UNESCO dünya kültür mirası listesinde.Biz arabamız ile Monterosso ‘dan başladık.Yol inanılmaz dar ve arabamız da Volvo olunca istediğimiz gibi rahat gidemedik.Karşıdan bir araç geldiğinde resmen durduk.Köy dik yamaçlardan sahile iniyor.Aracımızı tepede bırakıp köyün içinden yürüyerek sahile indik.Klasik mimari aslında Positano,Amalfi gibi.Muhteşem dik ve yeşil yamaçlar denize iniyor.Buradan trene binerek diğer köylere devam ettik.

IMG_0323
İstasyonda tren beklerken

Tren için aldığınız bilet ile 5 köye de ulaşabiliyorsunuz.Zaten bu 5 köyün arası hepi topu 12-13 km.Köyler arasında patika yürüyüş yolu da var.Yemeğimizi muhteşem köy Manarola’da  yedik.Rengarenk binalar arasından sahile indik.Dalgaların boyu neredeyse binaları aşıyordu.Bir süre onları  seyrettik.Sonra harika bir restorantta deniz mahsullü makarnalar,pizzalardan oluşan nefis bir yemek yedik.

IMG_0328
yemek yediğimiz restorant hemen aşağıda

IMG_0330

IMG_0342

IMG_0346

IMG_0350

Saatler ilerliyordu ama biz köyden ayrılamıyorduk.Denizi ve dalgaları izledik.Sahilde dondurma yedik.Fotograflar çektik.Ardından trene bindiğimiz gibi arabamızın bulunduğu ilk köye geri döndük..Hala gözümüzün önünde yeşil -mavi köyler,burnumuzda denizin ve çiçeklerin  kokusu.Süre sınırı olmaksızın gidip,sıkılana kadar,bıkana kadar kalabileceğiniz bir yer Cinque Terre.Hayat orada çok da güzel akıyor.

LA SPEZİA

Buradan da Cinque Terre’ye tren var.Aslında köylerde de kalabilirmişiz ama biz konaklamayı La Spezia’da ayarlamıştık.Otele gelir gelmez odamıza çekilip dinlenme faslına geçtik.Şehri sadece araba ile gelirken ve giderken gördüm ve gezmeye değer bir tarafını da bulamadım doğrusu.Gece Gamze ve Bilge dışarı çıkıp biraz dolaştılar ama onlar da, oo süperdi diye dönmediler.Liman şehri ve bana göre en önemli özelliği Cinque Terre’ye olan yakınlığı.

Santa Margherita-Portofino-Milano-Como

3.GÜN

SANTA MARGHERİTA

IMG_0522

Bu akşam Milano’da kalacaktık.Yolumuzun üzerinde görmeyi planladığımız yerlerden ilki Santa Margherita’ydı.Burası La Spezia’dan 80 km mesafede nefis bir sahil kasabası.Ama bildiğimiz kasabalardan değil.Lüks villalar ile dolu zengin bir kasaba..Komşusu Portofino kadar ünlü olmadığı için daha sakin.Bir çok cafesi ve mağazaları var.Arabamızı sahilde yol üzerindeki park alanlarından birine park ettik.Biraz dolaşmak üzere tam indik ki çiseleme şeklinde yağan yağmur sağanak gibi hızla yağmaya başladı.O küçük dükkanlardan birinden 5 ayrı renk şemsiye aldık.Şemsiyemiz ile Santa Margerita’yı fotograf karelerimizde ölümsüzleştirdik.

IMG_0339

IMG_0343
Santa margherita

16.yy’a ait bir şatosu ve bazilikası var.Yarım saat kadar gezindikten sonra Portofino’ya devam etmek üzere arabamıza atladık.Bu arada yol sürekli sahilden devam ediyor,güzel köprüler,tüneller,sol taraf deniz ,sağ taraf yeşilin tonları ve muhteşem villalardan oluşan keyifli bir yol.Kasaba  yeşil tepeler ve turkuaz renkli Akdeniz’in arasına sıkışmış cennetten bir köşe.Portofino ile arası 5 km yani nefis bir yürüme yolu aslında..Ama teknelerle de ulaşım sağlanabiliyor.

IMG_0333
santa margaritha ve portofino arasındaki romantik yol
IMG_0511
yolun üzerinde küçük bir mola

PORTOFINO

1959 yılına kadar kendi halinde,mütevazi bir balıkçı köyüymüş burası.Taaa ki Vittorio Paltineri,”I found my love in Portofino” diyinceye kadar.Bu şarkıyı da Dalida’dan dinlemenizi öneririm.Haritada yer almayan bu köy, şarkı ile birlikte aşıkların buluşma yeri olmuş.O kadar küçük ve şirin bir yer ki.

IMG_0338

IMG_0340

Minik koyun arkası yemyeşil tepeler,daracık sokaklar,şirin kafeler ve hediyelik eşya satan mağazaları ile dolu ve kesinlikle çok romantik bir yer.Portofino hatırası magnetlerimizi aldık.Sahide bir cafe de oturup çay kahve içip yola koyulduk.

 

 

IMG_0514

IMG_0355
portofino sahili

 

MILANO

Portofino’dan ayrıldıktan sonra otobana çıkarak yaklaşık 170 km sonra Milano’ya vardık.Büyük şehir sevmeyen bizler için Milano,Roma’dan sonra İtalya’nın en yoğun nüfusunun yaşadığı şehir olarak  biraz fazla kalabalıktı.Her zamanki gibi önce otelimizi bulup eşyaları bıraktık.Sonra şehrin merkezine yine arabamızla gittik.Şehrin merkezinde,dünyanın en büyük gotik tarzı katedrali olan Duomo di Milano var.Burayı gezdik.Gerçekten çok ihtişamlı bir katedral.

IMG_0317

IMG_0321

Yanında dünyanın en eski alışveriş merkezlerinden biri olan Galleria Vittorio Emanuele var.Üzeri cam kaplı ,bizim kapalıçarşı benzeri ama yüksekliği çok daha fazla bir mekan.

IMG_0332

Onun da yanında yine dünyanın en büyük tiyatro binalarından La Scala var.Buraları hızla dolaşarak yemek yemek üzere bir yerler baktık.Hemen meydanda güzel bir Angus Restorant gördük.O kadar acıkmıştı ki ayrıca iki gündür pizza makarna yemekden hafif sıkılmıştık.Büyük yuvarlak masanın etrafında oturarak hem güzel bir yemek yedik hem de sohbet ve gülmeye devam ettik.Yemekden sonra grup ikiye ayrıldı.Gamze ,İnci ve ben Como gölünü görmek istedik.Sinem ve Bilge ise bugün yine arabaya binip yol yapamayız dediler.Bilge’nin her zaman ki gibi İstanbul’dan aldığı siparişlerden oluşan listesi vardı.Birlikte bu listeyi tamamladıktan sonra tesadüfen Armani Bar isimli şık bir yer bulmuşlar.Orada Martinileri götürmüşler.Biz ise Milano’ya 60 km mesafedeki Como gölünün yolunu tuttuk.

IMG_0521

COMO

Alp dağlarının eteğindeki bu köy,etrafındaki zengin kasabaları ile de çok popüler.

IMG_0537

Gölün 487 mt yukarısındaki  Brunate’ye giden bir finiküler var.Biz gitmedik ama kasaba ve füniküler bulunduğumuz yerden görülebiliyordu.Gölün kenarında cafeler var.Cremaria  Bolla bunlardan biri.Kahvesi çok güzel.Gölün çevresindeki  yürüyüş yolu ve bu yol üzerinde şık  villalar var.Ayrıca gölün üzerinde tekne gezileri de yapabilirsiniz.Uzun bir tatil planlıyorsanız Como’ya 2 gün ayırabilirsiniz.Gün artık kararmıştı ve biz dönüşe geçtik.Akşam oda da biz Como’yu anlatırken onlar da martinilerin yanında gelen zeytinler ve çerezleri anlatmaya başladılar ve ben bunları dinlerken uykuya daldım bile..

IMG_0543

IMG_0544